09
Apr
08

Diyarbakır ve Atatürk

 

 

Geçenlerde, benim de yazı yazdığım Milliyet blog’da  ,

‘Diyarbakır’da, Atatürk’ün şehri ziyaret edişinin 81. yıldönümünde kürtçe şarklarla anıldı.’ diye bir yazı okudum. Yazının devamında, anmanın çok sıcak ve iyi geçtiği anlatılıyordu.Bu, bana bir gezimi hatırlattı.Yazının altına da kısa bir yorum düştüm. Yoruma cevap,

 “Diyarbakır hepimizin” şeklindeydi. Duygulandım,  benim açımdan, ayrı düşünen zaten yoktu.

Elbette,  nasıl Diyarbakırlı’nın şehri İstanbul ise, Diyarbakır da İstanbullu’nun.

1984 yılının Kasım ayı bahar gibiydi. Yani havalar sıcaktı.Çalışmakta olduğum turizm sektöründe sezon bitmiş işler yavaşlamıştı.

 ”İki karpuz bir koltuğa sığmaz” düşüncesi ile ,o yıl öğretmenlik mesleğinden ayrılmıştım. Bunun üstüne, yirmi günlük bir Güneydoğu gezi planı yaptım kendime.

            Sivas’tan başlayan gezimin, Hekimhanı üzerinden Malatya, Adıyaman, Kahta, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Van ana noktalarıydı.

            Diyarbakır’da halamın oğlu İbrahim Koca, Milli Eğitimde müfettiş idi. Beni alıp Atatürk Köşkü’ne götürdü.

            Köşk deyince, öyle ana cadde üstünde, şehir içinde bir yapı değil.Dicle Nehri’nin karşısında, elma bahçelerinin ortasında bir yapı. O zaman Diyarbakır’ın bir hayli kenarındaydı. Şimdi bilmiyorum, şehir büyüyünce, belki de oraya yaklaşmıştır.

            İbrahim Koca anlattı, “Atatürk, Diyarbakır’ı ziyaret ettiğinde, akşam yemeği, kendine bu bahçeli köşkte verilmiş. Diyarbakırlılar, Atatürk’e jest olsun diye,Yukarıdan nehir içine, üstüne yanan mum diktikleri kabakları bırakmışlar. Gecede Dicle Nehri ıpıl ıpıl yanmış yüzen kabaklarla. Güzel bir görünüm oluşmuş Atatürk’ün şerefine. Bu sıralarda uzaklardan da yanık bir türkü duyulmuş,  Artık bilmiyorum, ne türküsüydü.  Atatürk, bu yanık sesin sahibi ile yakından konuşmak istemiş.Getirmişler huzura. O zaman Atatürk ona, ’güzel ses’ soyadını vermiş.”

            Yalnız tek başıma dolaşırken, yol soruyordum, adres soruyordum, “Başım gözüm üstüne” diyerek yol gösterip yardım ediyorlardı.

 Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp bunların Diyarbakırlı olduklarını daha o zaman öğrendim.   ‘Türkçülüğün Esasları, Yaş Otuz Beş.”  Ve Diyarbakır’ın dar sokakları. İki de şiir yazmıştım. Birini, Atatürk Köşkü ile olanı, ressam Mustafa Dinletir düzeltti. Köşk, yakınındaki köprüyü ben ‘Malabadi’ olarak yazmışım, O, ‘değil’ dedi.

            Sıcak ve ılık havalar istiyoruz değil mi?

            2003 yılında doğu ve güneydoğuya ikinci bir gezi yaptım. Yine tek başıma idim.Bu kez, Diyarbakır’a uğramadım. Halkın sıcaklığı aynı duruyordu.,araya girenler olmasa köşe başlarında.

Kuşkular, kuşkulu bakışlar.(c)Hüseyin Seyfi


2 Yanıt, “Diyarbakır ve Atatürk”


  1. 1 Sonrisa
    30 Mayıs 2008, 18:07 üzerinde

    Gazi Köşkü şu anda kent merkezine daha yakın.. Yine bekleriz…

  2. 2 Mustafa Şibik
    9 Ekim 2008, 16:00 üzerinde

    Öncelikle Öğretmen Hüseyin Seyfi beye teşekkür etmek istiyorum.
    Kendisinin kaleme aldığı yazılarını okumak bana keyf veriyor.Hele seçkin dostlarının,benimde beğendiğim kişilikler olduğunu tesbit etmem başka bir ayrıcalık olarak algılıyorum.Hani konu Diyarbakır olunca,sizlerle son zamanlarda isevindirici haberlerin gelmediği,başka gözle bakıldığı kültür diyarımıza bir belge ile ışık tutmak istiyorum.

    Diyarbakır adı hakkında bir çok efsane vardır. Kale ve surların yapımcısı ve yöneticisi Amida isimli bir kıza istinaden “Kız kenti” anlamında Diyar-ı Bikr adıyla anılır. Asur kaynaklarına göre Amidi. Yunan ve Roma kaynaklarına göre ise Amido veya Amida olarak bilinir. Sonraları buraya yerleşen Bekr adlı bir aşiretin yerleşmesi, kente Diyar-ı Bekr adının verilmesine neden olmuştur. Zamanla Diyarbekir’e dönüşen kentin ismi 1937 senesinde Cumhuriyetle birlikte Diyarbakır olarak resmiyet kazanmıştır. Kentin iklim şartlarına göre özgün işlemeciliği ve mimarisi oluşmuştur.Dünya sıralamasında Çin Seddi’den sonra (2 bin 400 km.), ikinci olarak bilinen Diyarbakır surları etrafında faaliyet gösteren, gümüş kuyumcuları, testiciler, seyyar sakatatçı, geneleksel erkek giysileri, Hindi satıcısı, Topaççı ve topaç oynayan çocuklar, iskemleci, demirci ve makas bileyici, çicek satan kişiler.Benim merhume babaannem Avanosluların Edibeanası kendi deyime ile “Diyarbekirli idi.Püsküllü’müzün en zehirli yılanlarını eline alır severdi.Kırık çıkık ve sarılık gibi hastalıkları tedavi ederdi.Halk deyimi ile”Ocak”idi.Yoklukta bitkilerden yaptığı merhemlerle,çay çeşitleri ile Nevşehir civarında saygınlık kazanmıştı.Avanoslu merhum Dr. Hacı Nuri bey,Değirmencilerin mucid (Elektirik üreticisi)Mehmet amca en yakın dostları arasında idi.Vatan ve toplum sevgisi her şeyin önünde gelirdi.Babası Nevşehir Askerlik Şubesi Başkanı Yüzbaşı Abdulkadir( Ağabeyim bu ismi onurla taşımıştır.)
    Nevşehir Kaledibi’ndeki o zmanın tabiri ile gayrimüslümanların yaşadığı mahallede yaşadıkları için fransızca dilini de komşularından öğrenmişti.Aile içerisinde telafuzlarımızı düzene sokardı.
    Mükemmel bir Türk ve islamiyeti çok iyi bilen Cumhuriyet kadını idi.
    Sürekli beraberinde taşıdığı kefenine sarılıp,Askeri törenle gurbette(İzmit Bağçeşme Mezarlığı’na defnedildi.)çok sevdiği tanrının rahmetine kavuştu.
    Günümüzde bu hassasiyet belkide kaybolmuştur!Dul kadınlara elini verir onların kimseye muhtac olmadan geçimlerini sağlardı.Çok çektiği ızdırabı tanrını kendisini sabrını denemek için verdiğine inanalardandı.Daha fazla ızdırap isterdi.Gencliğinde at üzerindecevre köylerdeki hastaları ziyaret eder tanrıdan şifalar dilermiş.Sevgili İsmet Güven abimiz bir gün spor 8yanılmıyorsam Basket oynarken)yaparken kolu kırılır.Yalnız Ankara’da tedavisi yanlş yapılır.Merhum babası “Sakar Ahmet”amca istemiye istemiye babaanneme İsmet ağabeyi getirir.Babaannem kolu tekrar kırar ve yeniden yerine başarı ile tutturur.Kadın olduğu için ve çok şeyleri başkaların daha iyi bildiği için başka şekilde yorumlanır.Ayrıca merhum Hacı Ahmet Güven amcanın da bilgi ve becerisine başvurulan bilhassa hayvanlarla ilgili bakım,hastalık konusunda başlı başına bir uzman (Celep)olduğunu hatırlatmak isterim.
    Bu bağlamda;Freiburg’dan esenlik dileklerimle sevgi dolu selamlar yollamak istiyorum.


Yorum Yapın