'kategorisiz' kategorisi için arşiv

15
Apr
09

Tijen Mergen’in anlattıkları ve 12 Eylül

 

            12 Eylül 1980 hareketinin on gün kadar sonrasıydı.Üç adıma, dört adım ölçüsünde bir yerde, geceli gündüzlü otuz üç kişi kaldık. Bu daracık yerde herkes birbirini tanıyordu. Tanımayanlar da yirmi gün süre içinde tanıştı.

Köyden alınan Mustafa’nın hikayesi ilginçti.Mustafa’nın Anlatımıyla;

            “Köye askeri bir cemse geldi. Başına çokuştuk.Arabadan inen asker,Halk Odası başkanını sordu,  Alamanya’da dedik. Yardımcısı dedi,  epeydir, köyden ayrıldı deyince, komutanım, ben üyesiyim, bir diyeceğiniz varsa buyurun emrinizdeyim dedim, Komutan, atın şunu arabaya dedi. Ve böylece geldim buraya. Kırk günlük bebeyi beşikte bıraktım, doya doya yavrumu sevemedim bile.Ben ne yaptım diye düşünüp duruyorum. Ah, şu çenem…”

            Bulunduğumuz karakol nezarethanesinden komando taburuna nakledilecektik. Komutanın elinde liste tek tek isimleri okuyor, ellerimizden birbirimize kelepçeliyor,bizi tabura götürecek arabaya bindiriliyorduk. Listeden Mustafa’nın adı çıkmayınca, komutan sordu.Mustafa da nasıl içeri düştüğünü anlattı. O zaman “haydi git evine” deyince , dünyalar Mustafa’nın oldu. “Hay Allah sizden razı olsun” diyerek karakolun kapısından ayrıldı. Hatırladığıma göre Mustafa on iki gün kadar nezarethanede kalmıştı.Bir daha da Mustafa’yı arayan soran olmadı.

            Mehmet Ali Birand soruyor Tijen Mergen’e,

            “Suçun Ne?”

            “Galiba kızların eğitimine destek olmak anladığım kadarıyla…dernek faaliyetleri,derneklerle ilgili yapılan  çalışmalar…üç gün boyunca, niye ben, ne yaptım ben , diye düşünüp durdum zaten…bu kadar az done ile bir insanı şüpheli duruma sokarak üç gün boyunca, hayatımdan üç gün gitti…24 veya 27 kişiydik…Bir öğrenci ile kaldım. Tıp fakültesi 3. sınıfta bir öğrenci. O, anlamamış ne için alındığını. Ben kimliğimi kaybettim,biri buldu da bir şey mi yaptı, diye düşünüyor…”

            Ha Tijen Mergen, Ha Mustafa

            Ha 12 Nisan, ha 12 Eylül.

15
Apr
09

Sanat ve Sanatçı

İnsanoğlu var olduğundan bu yana güzeli, iyiyi  bulmak için kendince    arayışlara girmiş, önce kendini düzeltmekle başlamış işe, sonra doğadaki diğer güzelliklerle buluşarak onların içine kurulmuştur.                                                                                                                                                              
          Sanat  her şeyden önce bir güzelliktir.Sanatçı ise durmadan bu güzelliğin peşinde koşan ve onu yakalayabilen kişidir. 
           Sanat, içimizdeki iyilerin dışa vurumudur. Bazen bir coşku, bazen bir boşalma olarak karşımıza çıkar.
          Sanata önem veren ve bunu içinde duyan birey ve toplumlar daha barışçıldırlar.  Sanatın özü duygulardır. Duyguların kaynağı sanatçının içidir.
         İnsanın sanat karşısındaki tepkileri ruhundaki öz-e göredir. Bu öz içimizdeki mayadır. Duygularımız, içimizdeki bu öz mayaya göre  yoğunlaşır ve bu yoğunlaşma sanatı doğurur.Sanat, geçmişin bir yansımasıdır .                                                                                                                                                                                sanatı

Sanatı yapan da, alan da geçmişten esintiler içindedir. Sanatın mayası geçmiştedir. Buna  kültür de diyebiliriz.
           Sanatın içindeki  gelecek ise, bir önsezi , bir  İçe doğma veya kurgulamadır . 
Sanatın içinde bir renk, bir  gölge, bir  satır, bir köşe, bir nokta veya bütün, farkında olmasak da bizi geçmişimizle buluşturur, geçmişten bir pencere açar, belki de bilinç altımızdaki anılarımızı canlandırır .İnsan doğasının ilkelliği, özgünlüğü, çıplaklığı o pencereyi açınca , sanat karşısındaki duyduğu kıpırtı damarlarına yayılır.Tüm ruhunu saran bir hoşluk hisseder. Burada sanat  yolculuğu başlar; sanatçı ve sanatsever bu yolculukta birliktedirler  ve benzer duyguları taşırlar .Sanatseverin bizzat kendisi sanat eseri üretmeden ,yani sanatçı olmadan bile sanat ruhu taşıdığından , bir resim bakarken, müzik ve şiir dinlerken, tiyatro seyrederken sanatçı ile benzer duygular içine girer. Bu duyguya sanat duygusu adı verilir.
        Sanatçı , sanat ruhu taşımanın ötesinde bu havayı resme, söze,ritme,  gösteriye, yazıya veya  estetik bir şekle, biçime dönüştürür.
       Filozof ve bilim adamlarının bulunduğu yerlerde her zaman sanat da varolmuştur.Sanat onları, onlar sanatı yarattıklarından; Büyük Lider Atatürk tarafından, sanat, milletlerin hayat damarları olarak gösterilmiştir.
Hüseyin Seyfi/ Avanos

23
Mar
09

Çanakkale Savaşlarından bir damla

 

 

            “Baktım askerin mermisi bitmiş. Yapacağı bir şey yok. Bu kez de eline topladığı taşları düşmana fırlatıyor.

            Bu erin kahramanlığını hiç unutamadım. Sonradan madalya ile ödüllendirilmesini istediğim o er, Mehmet Çavuş’tu.”  Kemal Atatürk (*)

            “Biz, Gelibolu’da yurdunu yabancı istiladan korumak için azimle savunan cesur bir millete karşı savaşmıştık.” (**)

            Onlar, denizaşırı ülkelerinden saatlerce uçak yolculuğu yaparak gelecekler. Büyük bir saygı , derin bir duygu içinde dedelerinin öldüğü yerleri ziyaret edecekler ve niçin öldükleri ile gurur duyarak yapacaklar bunu.

            Bizler, kendi vatanlarını savunarak şehit düşen atalarımızı , kendi topraklarımızda ziyaret etmekte  ekonomik ve kültürel güçlük içinde bulunacağız. Gidebilenlerin çoğu da kulaktan dolma bir iki bilgi ile varacak.

            Kimimiz, vatan toprağı uğruna   kahramanca çarpışan atalarımızın yardımına “sarıklıların” yetiştiği hayali uydurmasına kapılacağız.

            Allah inancı ve  “şehit olma” umudunun  Çanakkale yiğitlerine ayrı bir cesaret verdiği inkar edilemez. Bu yüzden, vatan ve yurt sevgilerinin de etkisi ile genç hayatlarını, gözlerini kırpmadan sonsuzluğa bıraktıkları bir gerçektir.Hepsi birleşince onlara inanılmaz bir güç olmuştur. Ayrıca, Mustafa Kemal gibi başlarında bulunan değerli kumandanlarına güvenmişler, inanmışlar ve kahramanca çarpışmışlardır.

            Anadolu’da eski çağlardan beri birçok savaşlar olmuş, ama onlardan hiç biri, bizleri Çanakkale Savaşları kadar etkilememiştir. Hüseyin Seyfi 

 

(*)    Celal Erikan, Komutan Atatürk  

(**)  Çavuş Henry Alfred- Avustralya

12
Aug
07

Pencere camından

                            

         Hititler’in   zamanımızdan yaklaşık dört bin yıl öncesi Anadolu’da uygarlık kurdukları bilinmektedir.. Bu uygarlığın tarihlenme dilimlerine girecek olursak konuyu bu sütunda toparlamak güç olabilir.

     Hitit uygarlığına ‘Bin tanrılı uygarlık ‘ adını verenler , bu uygarlığın inanç özelliklerini ön plana koymaktalar. Gök tanrısı, fırtına tanrısı, güneş tanrısı, bereket tanrısı gibi.    

     İnandıkları tanrılardan biri, bir gün öyle sinirlenmiş, öyle bozulmuştur ki, ayakkabısını sinirinden ters giyerek kayıplara karışmıştır. Onun ülkeden ayrılmasıyla , sonu gelmez sıkıntılar başlamış.  “Pencereler sisle, evler dumanla doldu.Ocakta odunlar, ağılda koyunlar boğuldu.Koyun kuzusunu inek buzağısını istemedi.Arpa buğday yetişmez oldu, sığırlar koyunlar ve insanlar gebe kalmadılar, gebe kalanlar  ise doğurmadılar.Dağlar kurudu, ağaçlar kurudu, çiçekler açmaz oldu, otlaklar kurudu.”   

      Sonunda ne mi yaparlar? Tabi ki,büyü.     Sinirlenen tanrı ülkesine döndürülünce her şey eski haline döner . (Hitit Kaynakları)     

       Konya’nın Yunak ilçesine bağlı bir köyde öğretmendim. Yaşıyorsa kulakları çınlasın, ölmüşse Allah rahmet eylesin.”  Arkadaşım bir imam vardı. Adaştık. Yaşı benden çok büyük olmasına rağmen  arkadaşlığımız samimi idi. !973 yılının bahar ayıydı. İmam arkadaş bana o gün mutlaka camiye gelmemi söyledi. Nedenini sorduğumda o gün yağmur duasının olacağını ve benim de bulunmamı çok istediğini söyledi. Kabul ettim. O gün camiye ben de gittim . Uzatmayalım, duayı yaptık. Arkasından bir yağmur, bir yağmur. İmama takıldım.  “At kafası yazdım.” dedi. Anlamını anlayamayınca imam güldü. “Hocam, benim hurafelerle işim yok, insanlar istedi, ben de duayı yaptım.Yağmurun yağacağı ise meteoroloji ölçümlerinden bir hafta öncesinden belliydi. Meteoroloji radyosundan dinlemiştim .” dedi.     

       “İstanbul’da yarın yağmur duasına çıkılıyor.Yağmur duası nasıl yapılır? “ 02.08.007 Ana haber saat 19.30 atv. Alt yazı.     

       “Yapılan tahminlere göre önümüzdeki Pazar gününden sonra iki üç gün yağışlı geçecek. Verilen bilgilere göre Samsun, Trabzon illerinde yağış etkili oldu.Şanlı Urfa’da  sel gitti” 03.08.007. TRT 1 haberler        

      Yağmur duaları etkisini gösterdi mi dersiniz? Öyle olmasa koca koca ekranlardan ,koca koca adamlar boşuna haber yaparlar mıydı? Hüseyin Seyfi