Monthly Archives: Ağustos 2007

Pencere camından

Standard

                            

         Hititler’in   zamanımızdan yaklaşık dört bin yıl öncesi Anadolu’da uygarlık kurdukları bilinmektedir.. Bu uygarlığın tarihlenme dilimlerine girecek olursak konuyu bu sütunda toparlamak güç olabilir.

     Hitit uygarlığına ‘Bin tanrılı uygarlık ‘ adını verenler , bu uygarlığın inanç özelliklerini ön plana koymaktalar. Gök tanrısı, fırtına tanrısı, güneş tanrısı, bereket tanrısı gibi.    

     İnandıkları tanrılardan biri, bir gün öyle sinirlenmiş, öyle bozulmuştur ki, ayakkabısını sinirinden ters giyerek kayıplara karışmıştır. Onun ülkeden ayrılmasıyla , sonu gelmez sıkıntılar başlamış.  “Pencereler sisle, evler dumanla doldu.Ocakta odunlar, ağılda koyunlar boğuldu.Koyun kuzusunu inek buzağısını istemedi.Arpa buğday yetişmez oldu, sığırlar koyunlar ve insanlar gebe kalmadılar, gebe kalanlar  ise doğurmadılar.Dağlar kurudu, ağaçlar kurudu, çiçekler açmaz oldu, otlaklar kurudu.”   

      Sonunda ne mi yaparlar? Tabi ki,büyü.     Sinirlenen tanrı ülkesine döndürülünce her şey eski haline döner . (Hitit Kaynakları)     

       Konya’nın Yunak ilçesine bağlı bir köyde öğretmendim. Yaşıyorsa kulakları çınlasın, ölmüşse Allah rahmet eylesin.”  Arkadaşım bir imam vardı. Adaştık. Yaşı benden çok büyük olmasına rağmen  arkadaşlığımız samimi idi. !973 yılının bahar ayıydı. İmam arkadaş bana o gün mutlaka camiye gelmemi söyledi. Nedenini sorduğumda o gün yağmur duasının olacağını ve benim de bulunmamı çok istediğini söyledi. Kabul ettim. O gün camiye ben de gittim . Uzatmayalım, duayı yaptık. Arkasından bir yağmur, bir yağmur. İmama takıldım.  “At kafası yazdım.” dedi. Anlamını anlayamayınca imam güldü. “Hocam, benim hurafelerle işim yok, insanlar istedi, ben de duayı yaptım.Yağmurun yağacağı ise meteoroloji ölçümlerinden bir hafta öncesinden belliydi. Meteoroloji radyosundan dinlemiştim .” dedi.     

       “İstanbul’da yarın yağmur duasına çıkılıyor.Yağmur duası nasıl yapılır? “ 02.08.007 Ana haber saat 19.30 atv. Alt yazı.     

       “Yapılan tahminlere göre önümüzdeki Pazar gününden sonra iki üç gün yağışlı geçecek. Verilen bilgilere göre Samsun, Trabzon illerinde yağış etkili oldu.Şanlı Urfa’da  sel gitti” 03.08.007. TRT 1 haberler        

      Yağmur duaları etkisini gösterdi mi dersiniz? Öyle olmasa koca koca ekranlardan ,koca koca adamlar boşuna haber yaparlar mıydı? Hüseyin Seyfi

MAŞAT HÖYÜK

Standard

                                                      

Tokat ili; Zile ilçesine yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta yer alan,Yalınyazı kasabasının, eski adının Maşat olduğu ve  yakınındaki höyüğün de aynı adla anıldığı bilinmektedir. Türkiye’nin ilk Hititologlarından sayılan Sedat Alp’a göre,  yörenin eski adının Tapika olarak geçtiği çivi yazılı metinlerinden  anlaşılmıştır.

      Höyük’te yapılan kazı çalışmalarından ,elde edilen bulgular, M.Ö. 3000 ‘den başlayarak Hitit, Frigya dönemlerine doğru izler taşıdığı belirtilmektedir.Kazı çalışmaları 1973-1984 yılları arasında , Prof. Tahsin Özgüç liderliğinde yürütülmüş olup, buluntular Tokat müzesinde sergilenmektedir.

      Maşat – Yalınyazı yöresine 08.08.2007 tarihinde, yeğenim Taner Akçay ile birlikte bir gezi düzenledik.

      Öğlenin sarı sıcağında henüz köye girmeden, karşılaştığımız ilk iki kişiye Maşat Höyük’ün yerini sorduk. Aldığımız yanıt çok ilgi çekiciydi; “ Höyük kolay canım, hele inin arabadan da  soğuk bir ayranımızı , sıcak bir çayımızı için. Yorgun görünüyorsunuz.”

     Köyün dar sokaklarından geçtikten sonra Maşat’ı bir de köy çıkışında sorduk. Aldığımız karşılık birincisine çok benziyordu;  “Beyler, aç mısınız, susuz musunuz? İnin de bir kahvaltı yapalım. Höyük daha orada duruyor. Nasılsa gezer görürsünüz.”

      Tozlu yoldan 2 km. kadar ilerledik. Baktık, önümüzde höyüğe benzer bir yığıntı duruyor. Arabamızı o yana sürdük. Tepeyi biraz tırmandıktan sonra durduk. Yedi sekiz kişi yukarıda bizi karşıladı. Selam verdik, selam aldık.Höyüğe çıkacağımızı söyledik. ”Burası höyük değil, burası ziyaret yeri, burada yatır var.Saka Baba’nın türbesi. Aradığınız Höyük işte, şu karşıda görünen yer. Yalnız, bu sıcakta sizler acıkmış, susamışsınızdır. Hele inin arabadan da bir şeyler ikram edelim.”

      Tozlu ve bozuk yoldan sürdük arabamızı höyüğe doğru.

 Maşat , Maşat olalı bu sıcağın altında, böyle iki ziyaretçi beklemiyor gibiydi. Höyük’ün üstü , diz boyu çakır dikeni kaplıydı.Güneş tepemizden vuruyor, ter sırtımızdan çıkıyordu. Ama biz kararlıydık, çakır dikenlerini yara yara höyüğün başında dolaşmaya başladık.Gün batımı yönünde, duvar kalıntıları görerek adımlarımızı heyecanla o yana yönelttik. Kerpiç, kızıl duvarlar; sıcak soğuk, yağmur ve karın etkisi ile erimiş , sanki yere düşmemek ve yok olmamak için tekrar birbirine tutunarak kaynamış, sertleşmiş, ilgisizliğe direniyordu.

      “…Toprak bedenimde yoruldu/ bedenim karıştıkça toprağa, çamur oldu,taş oldu/ çöktü karanlıklar üstüme/ baykuşlar arkadaş oldu.H:S” 

     “Keşke Höyük’ün üstü açılmasaydı.Açılmışsa bir şeylerle kapatılsa veya korunmaya alınsaydı” diye düşündük. Kuşkusuz höyükte araştırmaya  emek verenler bu duruma ne kadar hayıflansalar yeriydi.

    Güzel yurdumuz höyükler bakımından oldukça zengin. Höyükler değerli,  her biri birer kültür hazinesi. Korunamadıklarına tanık oldukça içimiz eriyor.

     Höyüklerde kalıntı duvarların çoğu kerpiç.  Kerpiç, topraktan yapılma olduğundan dayanıksız.Toprağın altında  binlerce yıl kalan kerpiç, toprağın üstünde iklim koşullarına on yirmi yılda teslim oluyor. Ayrıca defineciler, her ören yerine yaptıklarını höyüklere de yaparak delik deşik ediyorlar.

    Ülkemiz zengin bir tarih hazinesi. Dağ, taş eski uygarlıklardan izler taşıyor. Burada temel sorun; bu topraklara, bu değerli hazineye, insanlarımızın sahip çıkma yönünde eğitilerek bilinçlendirilmesi  gerekmektedir.

      Maşat Höyük’ün tepesinden içimiz burkularak manzarayı kalbimize gömüp oradan ayrıldık.

      Yalınyazı köyünün düzgün sokaklarındaki eski evlerin resimlerini çekerken, arkamızdan,konuksever insanların,

       “Bari birer bardak soğuk suyumuzu için”  sesleri ile Tahsin Özgüç’ün adı yankılanıyordu.

        (c) Hüseyin Seyfi. Köşektaş.  

BABA

Standard

Dışarda beyaz fırtına

yüreğimde sevgin,

sırtında mavi gömleğin,

kulaklarımda çınlayan

atların nal sesleri

uzanır ufuklara,

bulutlarda sen,

elimde lastik sapan

ne bisikletim yürür

ne uçurtmam havalanır

koşamam

kucağında ben,

kızgın vagonlarla gelen

ilk ayrılık

Almanya’ya

kul köle

nem ve rutubet kokan hayımlarda,

hasretlik yıllarca

 sonra

zamanın tükenişi

gözlerinde hüzün

dudaklarında veda.

(c) hüseyin seyfi