Monthly Archives: Eylül 2009

Telli ebem

Standard

 

orak ve kılçık türküsü

saçında kızgın güneş

düşlerimi yoğurdum  

bir akşam üstü;

bir tel tutup bakırdan

sardım

ağrıma  koydum;

resimde övendire,

dövenin çiğnediği

bir yığın kısır başak.

toprağın öfkesi

yağmura.

avuçlarında kına

kucağında bir kulaç koşum

bedenin yürür güne

su  ışır gözlerinde

dön,dön, dön

kehribar yüzlü kadın!

Cimri,yaslı hasat mevsimi,

desem ki,

Yağmurun harmanı deldiği vakit

tuz, gaz, tütün yokluğunda

Memili…

gülen ellerinde ürün;

bir tabak üzüm ezmesi

Sonbaharın çıplak çocuğu,

bir keten çuval

tekere  vuran su

Gencaali

Sis sancısı ufuklar!

ulaşamam geçmişin rengine

bu yüzden

derbeder,

kah Akşamın soluğunda,

kah zifiri karanlıkta

Karnın aç,

bedenin yorgun,

pus düşer orağına

yaban otlarında  ellerin

on iki baş  ‘horanta ‘

kara tavuk

Ateşin yılanla dansı

Havva Ana

iki taş duvar arasında

kavrulan en yaşlı kızılcık

bir hane dolu yorgun insan,

“Nil ırmağının doğduğu

El kamer”

bildiğin o dua , bulgura dönerken buğday!

Kerpiçten dört duvar  

çıranın ışığında,

geceler kalaylı,

ciğer sızısı filikli,

uyuşuk, üç eğri direk

Duvar duvara küskün

sönük bir Ocak Başı.

Dönüyor tavanda kırlangıçlar

yanaklarında dövme

gözlerin çakır,

leyleklerin gelme zamanı

dillerinde  mani;

“leylek leylek lekirdek”

telli ebem

ve ben biteviye,

Seferberlik ve Çanakkale

al basar yüreğini,

dudaklarında serçenin ayak izi,

 iki nal arasında çürümüş  muska,

kurur dilin damağın,

“A benim beynamaz oğlum”

bir damla  su

dede,

Döndü Kadın Pınarı’ndan,

Geçmişin pası sıyrıldı beyin hücrelerimde

alın götürün beni

Telli ebemin düşlerinde yoğurun . (Hüseyin Seyfi- Şiiri Özlüyorum,32.sayısından)

Ağlayış

Standard

 

 

            Televizyonda koca adamların ortada hiçbir neden yokken şapır şapır ağladıklarını görünce merak ettim; “insanlar niçin ağlar, neye ağlar? Ufak bir araştırma yaptım.Türkçe olarak pek kısa sürede bilimsel  bir şey bulamadım internet ortamında.  Ama İngilizce bir gazetede cevabı buldum.

            Uzmanlar, “ insan normal yaşamı süresince, yani, sıfırdan seksen yaşına yaklaşık yüz litre gözyaşı dökmekte, bu gözyaşı miktarı aşağı yukarı on kova suya denk geliyor “ diyor.

            Kadınlar üzerine yapılan bir araştırma, kadınların yaşamları boyunca, doğumdan 78 yaşına kadar 16 ay ağladığını gösteriyor.Toplam süre 12000 saatten fazla .

            Bebekken, temel ihtiyaçların karşılanması için, günde ortalama 3 saat gözyaşı akıtılmakta.

            Yıllarla birlikte, insan gençliğe doğru adım attıkça istekler ve beklentilerle beraber ihtiyaçlar da artıyor. Bunların karşılanması esnasında engellerle karşılaşıldıkça birinci tepki genellikle ağlamak oluyor.

            Kızlar, 10’lu (teenage ) yaşlarda, haftada yaklaşık 2 saat 13 dakika, acıklı bir film seyrettiklerinde veya olay gördüklerinde, duyduklarında, arkadaşları ile bozuştuklarında, çarpma, düşme, kavga neticesinde bir yerleri acıdığında, dokunaklı söz işittiklerinde gözyaşlarına boğuluyorlar.

            Daha ileriki yaşlarda evlilik problemleri, iş yeri sorunları ve sorumluluk ile birlikte gözyaşlarının nedenleri değişiyor.

 

            Sonuç, rol gereği dökülen gözyaşlarını saymazsak, zayıf karakterli ve duygusal insanlar daha çok gözyaşı döküyor.

            Bazı insanlar neye, niçin ağladıklarını bile bilmiyorlar.

            İnsanlar üzüldüklerinde ağlıyorlar.

            Uzun süre kararsız kaldıklarında, insanlar ağlayabiliyorlar.

            Acıklı, duygusal filmler, yakınlarından kötü haber almak gibi konular ağlatıyor.

            Dışlanmış olmak, atılmak insanları ağlatıyor.

           Kadınlar, sevinç gözyaşlarını erkeklere nazaran daha çok döküyorlar.

            Kadınlar, erkeklerden uzun yaşamalarını gözyaşlarına bağlıyorlar. Hüseyin Seyfi

 

Kaynak:Telegraph