Monthly Archives: Kasım 2009

Fluxus Nedir

Standard

Fluxus Latince kökenli bir sözcük.

Fluxus sözcük olarak İngilizce ‘flow’ (akma, akış, akıntı, cereyan) sözcüğü ile anlam bakımından benzerlik taşıyor.

            Fluxus 1960-1962 yılları arasında başlatılan ve günümüze dek süren bir sanat akımı. Fluxus sanatı, Litvanya asıllı Amerikalı sanatçı George Maciunas ve John Cage’in 1957-1959 yılları arasında “deneysel kompozisyon derslerine devam ederlerken tanışmaları esnasında doğmuştur.

Önceleri müzikle başlayan bu sanat akımı, sanatın diğer dallarını da kapsamaya başlamıştır. Bu sanat dalının doğmasına yol açan öncülerin amaçları, sanatta devrimsel bir gelgitin oluşmasını sağlayarak karşı sanatı da yaratmak olarak açıklanabilir.Yaşayan sanatın ve karşı sanatın iyi anlatılmasını ve ilerletilmesini savunurlar. Bunun nedenini de sanatsal olmayan gerçekliğin, yalnız eleştirmenler, sanat severler, profesyonellerce değil herkes tarafından kavranabilmesi olarak açıklar.

          Fluxus, ‘Dada’ ile ilişkilendirilebilir. Farklı, görsel, müzik ve edebiyat gibi sanatsal dalların harmanlanarak elde edilen yeni bir karışım şeklinde tanımlamak olasıdır.

            Fluxus’da  şiirler, çoğu zaman, boyanmış, çizgiler ve çeşitli şekillerdeki harflerle elde edilen bir armonidir. Bazen bu harflerin veya şekillerin altına düz yazı zemin olarak kullanılır. Belirlenmiş bir biçim olmasa da Fluxus sanatının dalları arasında birbirine  benzerlikler göze çarpar.

            Fluxus geniş bir şekilde insan yaratıcılığına, kültürüne ve bilincine odaklanmıştır. Konuya, gündeme ve sanat tarihine bağlı değildir.Fluxus sanatında konular önceden belirlenmez süreç içinde rastlantılara bağlı olarak ortaya çıkar. Çok çeşitli kavram ve düşüncelerin araştırılıp, açılmasıyla ortaya çıkmıştır.

            Fluxus müzik sanatçıları ellerinde ne varsa, mevcut olanla çalışırlar. Geriye kalanı grup içindeki kişilerin bireysel yaratıcılığına ve aralarındaki işbirliğine kalmıştır.

            Fluxus, sanatta ticarete ve mevcut sanatsal duyguya karşı çıkar.Yüksek sanatı ve sanatta pazarcılığı ret eder. Mantığa aykırı yeniliğe karşı değildir.

1963 yılında, George Maciunas (1931-1978) tarafından hazırlanan Manifestoda, burjuva içindeki profesyonel, ticaretleşmiş, hasta aydın kültürünü temizlemek, dünyanın ölmüş çürümüş, yapay, taklit, soyut, hokkabaz  sanatlarını silmek, .Avrupacılığı atmak,  sosyal, politik ve yenilikçi kültürel hareketlerle kaynaşarak yaşayan gerçek sanatta ilerlemek olarak açıklanmıştır.

Fluxus sanat akımı geleneksel ve profesyonel sanata karşı bir duruş sergiler.

Özellikle Amerika, Avrupa ve Japonya’da kök salmıştır.

Doğal ve yaratıcı bireysel seslerin notaya dökülmesi, müziğin kaynağını oluşturur.

            Bir video gösterisinde bu sanat dalı şöyle açıklanmaya çalışılıyor;

            Geniş bir salon içinde yerlerini almış seyirciler, önlerinde sahne.Biraz sonra konser topluluğu sahnede yerlerini alacak havası var.

Sahnede şık giyimi ile orkestra şefi  belirir. Seyircileri  selamladıktan sonra sahneden inerek dışarı çıkar ve elinde, çatal, kocaman bir merdivenle sahneye tekrar gelir. Merdiveni sahneye yerleştirdikten sonra sahneden ayrılır.Biraz sonra yine aynı adam, bir elinde boş bir leğen ve öteki elinde de dolu bir çaydanlıkla sahnede tekrar görünür. Seyircilerde çıt yoktur. Pür dikkat izlerler. Şef, elindeki leğeni merdivenin ayağına bırakır ve öbür elindeki su dolu çaydanlıkla merdivene tırmanır. Merdivenin tepesinden aşağı, çaydanlıktaki suyu, çaydanlığın ağzından yavaş yavaş leğene boşaltırken su sesi işitilir.  Seyirciler o zaman, o sesin bir müzik olduğunu anlarlar ve çılgınca alkışlarlar. Şef alkışlar arasında, bir orkestra yönetmiş gibi seyircileri selamlayarak  salondan ayrılır.

Kaostan etkilenmiş bir sanat dalı olarak adlandırılabilir Fluxus. Bağımsız , kaygısız, doğal, yaratıcılığa dayanan , özgür bir sanat akımı. Hüseyin Seyfi, şiiri özlüyorum, 32.sayı

Reklamlar

Demokrasi

Standard

Demokrasi,  bir toplumda, giydirme ve kuşatmalarla sağlıklı gelişip büyüyemez.

Demokrasi; seçme ve seçilmenin yanında, insan hakları, özgürlükler, adalet, eşitlik gibi diğer evrensel kavramlarla iç içe olan yaşam biçimidir.

Çoğunluğu, yeteri kadar okullaşarak ve okuyarak, çağdaş yaşam için gerekli hazırlığı yapamayan, sosyal, siyasal ve ekonomik problemleri ağır olan toplumlarda, demokrasinin işletilmesi kolay görünmüyor.

Eğitim açısından geri kalmış toplumların, demokrasi konusunda her zaman suiistimal edilebildiğini zaman göstermiştir.

Çağdaş demokrasilerde yargı, devletin en temel kurumlarından biridir. Hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi, yargının tarafsız kalmasının önlemlerinin alınmadığı toplumlarda , demokrasi, sadece seçimden seçime işleyebilen bir görünüm sergiler.

Oysa, Demokrasi sadece seçim değildir. Demokrasinin beslendiği ve kendini gerçek anlamda ortaya koyduğu, başta, bağımsız yargı- hukuk olmak üzere, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler, siyasi partiler, medya-basın gibi kurumlar vardır. Demokrasinin özü, bu kurumlarla birlikte yaşadığı için, bunlar denetlenebilmeli ama, asla tedirgin edilmemelidir.

Seçimlerdeki demokrasi, ilk çağlardan beri tanımı yapılan demokrasidir.

Günümüzde, sadece seçimlerdeki demokrasi tanımına bağlı kalmak ne derece demokrasiyi açıklayabilir?

Güzel ülkemizin, uzun bir zaman içinde ve planlı bir şekilde kargaşaya sürüklenmek istendiği bilinmektedir; bunların başında, eleştiri sınırlarını çok aşan, sistemli bir biçimde kurumları yıpratmaya yönelik, halka güvensizlik, tedirginlik ve korku verilen çalışmalardır.

Bu çalışmalar, devletin kurucusunu hedef alma noktasına doğru ilerlemeye başlamıştır.

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı kimlere karşı , niçin, hangi koşullarda yapıldığı unutturularak adeta tarihin yeniden yazılmaya uğraşıldığının ip uçları izlenmektedir.

Başka bir ülkede  yaşanması mümkün olmayan davranışlar, ülkemizde sergilenmektedir. Devletin temel kurumları birbiri ile çelişir ve çatışır durumda olduğu izlenimi verilen bu durumun, “”nereye gidiyoruz” şeklinde vatandaşta tedirginlik yarattığı gözlenmektedir.

Tüm bunların adı, puslu bir ortam içinde yürütülen küresel bombardımandır.Ufak bir kıvılcımdan kocaman bir ateş oluşturmayı deneyen güçlerdir. Bu puslu ortamda, amaçlar belli, kimlikler ve nitelikler saklıdır. Bunun saptanması devletin en temel görevidir. Bu ise, ancak , devletin ana kurumlarının tam bir uyum içinde ve ortak çalışması ile mümkün olur. Hüseyin Seyfi

Kitap okumanın yararları

Standard

“Kitap vardır tadılır, kitap vardır çiğnemeden yutulur, bazı kitaplar da sakız gibi çiğnenir .”

Yukarıdaki alıntıyı, ‘ The Little, Brown Reader” adlı kitabın girişinden çevirdim. Söz Francis Bacon’a ait.

Konu, bütün makale ve kitapların aynı şekilde ve hızda okunamayacağını, gazete ve dergilerdeki yazıların bile ayrı ayrı okuma hızlarının olduğunu bir saatte yüz sayfa kitap okuyan kişinin, okumadığını göz attığını belirtiyor. Göz atmanın bile bir maharet, bir sanat olduğunu anlatarak devam ediyor.

Erken yaşlarda başlayan kitap okuma alışkanlığının kazancı da erken olur. Özellikle öğrenciler için sınav başarısında okumanın önemi tartışılmayacak kadar büyüktür. Dershanelerdeki Matematik ve Fen Bilgisi öğretmenleri bile okuyan öğrencilerin, formül, denklem ve problemi anlamada, okumayan öğrencilere göre çok iyi olduklarını ve çabuk algıladıklarını belirtmektedirler.

Erken başlayan kitap okuma alışkanlığı, hangi yaşta olursa olsun kişide kelime haznesini geliştireceğinden daha çok bilmeyi, öğrenmeyi, iyi anlatmayı ve anlamayı getirir.

Okuma, başka kültürleri tanımamızı sağlayarak yaşam dünyamızı genişletir.

Anlamada ve kavramada en önemli unsur konuya odaklaşmadır. Kitap okuma odaklaşmayı sağlar.

Merak ve ilgi duymadan öğrenme kolay kolay gerçekleşmez. Kitap okuyan kişi, olay ve olguları merak eder, araştırır, öğrenme hevesini artırır.

Okuma ile geçen hiçbir an boşa geçmiş zaman değildir.Okuma bazen ilaç gibidir, can sıkıntısı ve yorgunluğu giderir.

Okuma hatırlama gücünü ve melekeleri geliştirir, kişinin kendine güven duymasını ve saygısını sağlar.

Okuyan insan duyarlı insandır. Çevresindekilere kayıtsız kalamaz.

Okuyan insan fikir üretir, haksızlıklar karşısında kendini savunur.Zihinsel alıştırma yaparak karşılaştığı problemleri çözmede başarı sağlar.

Okuyan toplum sağlıklı toplumdur. Okuyan toplumlarda demokrasi sorunsuz işler.

Okumak, iyi kötü, yanlış doğru, güzel çirkin, dost düşman seçimlerinde  sağlıklı değerlendirmelerde yardımcıdır.

Okumak, kişiye lezzzet ve tat verir.

Okuyanın dünyası geniştir, düşünceleri derindir.

Sevilen bir kitap mutluluktur, yaşamı süsler, zamanı sindirir. Hüseyin Seyfi