Monthly Archives: Mart 2010

Kapadokya Korunmalı

Standard

Kapadokya’da genellikle aynı yerler gezilir görülür. Bölgeye gelenlerin çoğu  değişik yerler görmek istemezler sanki. Daha önce gördükleri yerleri tekrar  görmek için ısrar ederler. Gazeteci ve haberciler de öyledir. Bölgede Türk araştırmacılar ve tanıtımcılar bile hep umuma açık ve bilinen yerlerle ilgilenirler. Farklı ve ilginç bir yer görmek istemezler  veya bilmezler. Oysa Kapadokya’da güzellikler  detaylarda gizlidir.

Kapadokya’nın geleni gideni eksik olmaz.

            !984 yılında Thomas Miller adında fotoğrafçı bir Amerikan ile karşılaşmıştım. Benim konuğum olmuştu. Bir aydan fazla ülkemizde kalmış, zamanının çoğunu Kapadokya içinde Avanos’ta geçirmişti. Bir gün, Tom’un isteği üzerine  nalbura uğrayarak urgan, balta gibi şeyler aldık ve o gün sabah erkenden yalnız olarak Tom fotoğraf çekmeye gitti. Gitmeden önce de bana, gittiği mevkiyi tarif ettikten sonra , “saat 19’a kadar gelemezsem polisi ara” diye tembih etti. Nedenini sorduğumda riskli bir yerde resim çekeceğini söyledi. Tom’un korktuğu olmadı ve verdiği saatten önce döndü. Resim çektiği derin bir vadiydi. Urganı önce çalıya, sonra da beline bağlayıp aşağı inmiş ve oradan fotoğraflar çekerek tekrar urganla tırmanıp çıkmıştı. Kolaycılığa kaçmamıştı. Belkide çalıştığı dergi, kolaycılığı kabul etmeyecekti. Tom’a uzun bir süre asistanlık ettim. Yürürken bile, doğal oluşumları incitmemek için doğaya karşı ne derece titiz davrandığını görerek güzelliğin değerini ve önemini  anladım.

            Geçenlerde bir profesör, Kapadokya’da görülen oluşumlar için, “elden yapma” demiş. Burada tabiat, inanılması güç, büyüleyici görünümler sunuyor. O profesör de ihtimal ki, diğer ziyaretçiler gibi şöyle bir teğet geçtiği için öyle düşünmüş olabilir.

            Tarihi ve doğal güzellikleri tanımak, bilmek, korumak ve gelecek nesillere aldığımız mirası olduğu gibi devretmek bir insanlık görevi.

Tarihi ve doğal güzelliklere  değer vermek, bir kültür birikimini gerektirdiği kadar, onları korumanın nasıl olacağını bilmeyi zorunlu kılıyor. Bazen kaş yapayım derken göz çıkartıyorsunuz.

            Projelere aniden karar veriliyor ve uygulamaya sokuluyor .Göreme Açık Hava Müzesine yaptırılıp, bir süre sonra da yıktırılan aynalı cam piramitte, Zelve Ören yerindeki inşaatta, Paşa bağı’ndaki   peribacalarının içine kadar iş makinelerinin  sokulması gibi.

            Peri bacalarının arasında düzenlenen konserler sırasında hoparlör titreşimlerinin peribacalarına verdiği zarar kesin. Zaten bu tür olaylardan sonra özellikle Zelve’de kendiliğinden uçmalar, yıkılmalar artmış durumda.   

Zelve Paşabağı’n da eski bağları şenlendirmek güzel . Fakat  bir avuç eski bağı  sürdürmek için, traktör yerine at veya insan gücünü kullanmak daha iyi olurdu .Çünkü Kapadokya’nın en ilginç peri bacaları burada ve onlar çok hassas.

Peri bacaları tüf denilen yumuşak bir oluşum.Her ne kadar uzaktan sert taş gibi görünseler de elinizle ovaladığınızda  tüf toprak elinize gelir.Ayrıca şapka denilen üstteki sert ve ağır kısım yumuşaklığın üstünde durduğundan titreşimlerden etkilenebiliyor.

      Kapadokya örselenmeye hiç gelmiyor. Hüseyin Seyfi.

Reklamlar