Monthly Archives: Ekim 2011

Hititler ve tünelleri

Standard

Gezip görme isteği veya ilgisi meraktandır. Merak olmasa gezi hiçbir şeye yaramaz. Boş gider, öyle dönersiniz. Oysa meraklı gezi öyle midir? her şeyden önce gideceğiniz yere karşı bir ilginiz olduğundan zihinde bir hazırlığınız bulunur. En azından hayal gücünüzü işletirsiniz. İşte gezinin en heyecanlı yanı da burasıdır. Kalbiniz çarpar yaklaştıkça, merakınız artar ve sonra yudumlarsınız gözünüz ve gönlünüzle.

Hitit Mekanları içinde, kayaları, taşları, kerpiç duvarları ve kayaların üstüne çizilen tanrı heykellerini hayal edebiliyordum. Ama Hitit Tünelleri’nin şeklini, biçimini düşünemiyordum. Hitit Tünelleri denilince, aklıma hep, yer altında, çok büyük kaya mağaralarına oyulmuş geçitler gelirdi.

Tünel yapmak için, tümülüs veya tepe üstünde, önce geniş bir kanal açmışlar, sonra büyük yuvarlak taşlarla, temelden başlayıp yukarı çıktıkça, kanalın içi kavislendirilmiş, böylece tünelin tavan kısmı kemerli çatı biçimine benzer biçimde örülmüş. Yapılan bu kanal duvarı, tek sıra ve ilk sıradan sonra, aynı büyüklükte ağır ve yuvarlak taşlarla, birinci sıranın üstüne kat kat dizilmiş.

Tünellerin giriş ve çıkış kapıları, şekil ve yapı yönünden birbirinin benzeri. Kapı kenarları, ikisi yanlarda dikey, biri de bunların üstünü kaplayacak şekilde , üç büyük taş ile oluşturulmuş. Tünelin geçiş tabanı, belki de kışın çamurdan yazın toz ve topraktan korunmak amacıyla, parke şeklinde büyük taşlarla döşenmiş.

Boğazkale’de olduğu gibi tünel yüksek bir tepenin üstündeyse birkaç merdivenle tırmanıyor, tünel içinde hafif eğilerek yürüyor ve düz ayak çıkıyorsunuz.

Alacahöyük Hitit Tüneline ise, birkaç merdivenle iniyor, birkaç merdivenle çıkıyorsunuz.

Tünellerin, savunma, gözetleme veya ortamdan kaçma, saklanma amacı ile yapıldıkları belli. Kapadokya yer altı şehirleri gibi insanların sığınmasına müsait değiller. Bunlar sadece geçiş tüneli olarak görünüyor. Günümüz yer altı pasajlarının çok küçüğü ve ilkeli.

Boğazkale’de bulunan tünel, arazinin hakim bir yerinde yüksek sayılabilen bir tepede. Arazi alttan başlayarak o yöne, tepeye doğru yükseliş gösteriyor. Tepe ve üstündeki tünel, konumları gereği, eski şehre, Hitit başkentine hakim duruyorlar.

Tünelin inşa edildiği tepe biraz da yığılarak yüksekliği daha da artırılmış gibi.Tepenin kenarlarında geometrik sırtlar oluşturularak çevresi duvarla çevrilmiş. Duvarın uzunluğu, tepeden sonra, şehir suru şeklinde devam ediyor. Tepenin şehre bakan yüzeyi toprak, dış yüzeyi muntazam bir şekilde taşlarla kaplanmış. Tepe bu haliyle biraz da Mısır Piramitlerine benzetilmiş.

 Kim bilir? Yapı, geçmiş zaman içinde, Mısır’la Hititilişkilerinden etkilenmiş olabilir. Kadeş savaşı ve Ankesenamon’un Hitit kralı Suppiluluama’ya mektubunu hatırlatıyor. Mektup tüm dünyanın ilgisini çekecek kadar ilginç ve sempatik.

Mısır Firavunlarından Akhenaton ölünce yerine Semenkare geçiyor ama, bir suikast sonucu öldürülünce hükümdarlığı çok kısa sürüyor, yerine henüz dokuz, on yaşlarında olan Tutenkhamon geçiyor.(M.Ö.1336- 1327 – tarihler arasında küçük tutarsızlıklar var.) Yirmi yaşının başlarında, ya savaş sırasında yaralanarak veya bir cinayete kurban gidiyor. Bu olayda, Baş rahip veya baş vezir olan Ay üzerinde kuşkular var. Ay, Kraliçe Ankesenamon ile evlenip Mısır’ın başına Firavun olmak istiyor. Ama Ankesenamon, bu evlilik teklifini yapanı muhtemelen kocasının katil zanlısı sayıp kabul etmiyor. Çok güçlü bir imparatorluğun kralı olan Suppiluluama’dan yardım istiyor. Ona, meramını anlatan, tablet üstüne bir mektup yazdırarak ulaklarıyla Hitit’e gönderiyor. Mektubun yaklaşık içeriği şöyle; “Kocam öldü. Oğlum yok. Duydum ki, sende oğul çokmuş. Eğer oğullarından birini bana yollarsan onu kendime koca yapacağım. Tebaamdan biri ile asla evlenemem. Evlensem bile asla öyle birine saygı da duyamam.” Mektubun anlamı itibarıyla böyle olduğu işin uzmanları tarafından çözülüyor.

Mektubu alıp okuyan Suppiluluama, duruma çok şaşırır. Onun için büyük bir sürprizdir. Olaya inanamaz. Derhal danışma kurulunu toplar, durumu danışır, görüşür. Sonunda gerçeği öğrenmek için komutanlardan, Hat tuşa Zitti’yi Mısır’a elçi olarak gönderir. Bir süre sonra Hat tuşa Zitti konuyu doğrulayan ikinci mektupla döner. “Niçin bana güvenmezsin? Niçin alay ettiğimi sanırsın? Bana göndereceğin oğlun Mısır’a kral, hem de bana koca olacak.”

Elçi Hat tuşa Zitti, bizzat olayı doğruladığı gibi, elindeki mektup da gayet açıktır. Bu durumda, Suppiluluama, oğlu Zananza’yı bir müfreze eşliğinde yola çıkarır.

Ankesenamon ile evlenmek isteyen Ay, durumu haber almıştır. Derhal yanına ayarladığı en iyi savaşçı askerlerle Mısır girişinde bir vadide pusu kurarak Hitit Prensi Zananza’yı ve yanındakileri öldürür.

Suppiluluama oğlunun ölümüne çok üzülür. O sırada ülkede çıkan veba salgını, intikam almaya fırsat vermez. Suppiluluama Filistin’den tutsak alınan esirlerden, ülkeye yayılan veba salgını ile ölür.

 Hitit Mısır ilişkileri siyasi ve askeri alanlarda olduğu gibi mimari alanlarda da olmuştur.Hüseyin Seyfi

Efelenme güç gerektiriyor

Standard

                                Efelenme güç gerektiriyor

 Lisan olarak dil, düşünce ve duyguların sözle açıklanmasının  yanında bir ulusun zaman içinde tecrübeleri ile yoğurup, biriktirip taşıdığı bir kültür kurumu.

Her ulusun dili, aynı zamanda o ulusun kültüründen izler taşıyor.

Güzel Türkçemiz içinde yer alan özlü sözlere, deyimlere , ata sözlerine  geniş anlamlar yüklenmiş.

“Efelenme”, dikleşme, kafa tutma anlamına geliyor. Genelde argo olarak kullanılsa da taşıdığı anlam geniş. Sahip olunan güç ve kuvvetin üstünde bir karşı koyma, itiraz etme anlamı yüklü bünyesinde.

Çevrenize bir bakın, ya da düşünün;

İnsan yapısından mı, yoksa oluşan şartlardan mıdır, bünyesinde diktatör-otokrat, şiddet  taşıyanlarda veya bu yapıya eğilimli olanlarda  “efelenme” davranışı yaygın.

Kimine göre bu yapıdaki insanlar hasta ruhlu ve çılgın. Kimine göre de cesaretten kaynaklı. Efelenme davranışı gösterenlerin arkasında, az ya da çok körü körüne veya çıkar hesaplarıyla bağlı bir kitle olduğu kesin ve bunların çevresi aynı kitle tarafından örülü.

Efelenme çocukluktan beri bastırılmış duyguların açığa çıkması olarak tanımlanabilir mi? Bu konuda bilimsel araştırma yapanlara sözü bırakmak yerinde.

Napolyon, Hitler, Musolini gibi eski efelenenlerin sonlarını görmesek ve unutsak dahi  

zamanımızda Saddam Hüseyin , Kaddafi  uluslar arası efelenenlere iki önemli örnek.

 Uluslar arası efelenme, liderlerin kendileri açısından hem de temsil ettikleri ulusları açısından tehlikeli.

Topraklarında petrol gibi  geniş yer altı zenginlikleri barındıran veya Türkiye örneği coğrafi konumları itibarıyla küresel önem taşıyan ülke liderlerine bu çıkar dünyasında efelenme hiç gelmiyor.

Libya’da kaç suçsuz kadın,  erkek,  çocuk öldürüldü ve  öldürülmeye devam edecek belli değil.

Suriye’de aynı şekilde çatışmalar.

Kosova, Bosna, Afganistan, Irak yakın geçmişte önümüzdeki örnekler.

Petrol düşkünü batılı ülkelerin tuzakları ve tuzağa düşenlere zamanında müdahale.

Müdahale sonunda olayların, iç çatışmaların kesilmesi olası mı? Uluslar arası askeri müdahale  sonunda ülke bütünlüğünü koruyarak iç çatışmaların bittiğine dair bir örnek yok. Irak’ta, Afganistan’da olaylar devam ediyor. Eski Yugoslavya paramparça.

Çağımızda ülke çıkarları insani düşüncenin önüne geçiyor.

Dış politika duygusal davranışa gelmiyor. Eski dostluklar bir anda unutuluyor.

Yeter ki oyuna gelinmesin, fırsat verilince bir anda başınıza üşüşenler sizi yaptığınıza yapacağınıza pişman ediyor.

Efelenme güç gerektiriyor, değilse bu dünya efelenmeye hiç gelmiyor. Hüseyin Seyfi.