Monthly Archives: Ekim 2013

Demokrasi, modernleşme ve değişim

Standard

 

 

Akılcı- bilimsel olmasının yanında, siyasi açıdan modernleşme, katılımcılığı ifade eder. İş bölümü, uzmanlaşma, ileri teknolojiyi kullanma ekonominin modernleşen yönü. Geleneksel otoritenin toplum üzerindeki baskısının kalkması, eğitim ve sanatın ilerlemesi, düzgün kentleşmenin sağlanmış olması modern yaşamın görünen biçimi. Modernliğin içinde laikleşme kültürel bir konu.

Her nasıl olursa olsun, değişim içinde modernleşme, toplum dinamiklerine bağlı.

Sözde değişim adı altında, Ortaçağ’dan kalma, farklı kültür yapılarını kullanarak kendi toplumunu kutuplaştırma çıkar ve rant sağlayan siyasetçilerin işi. Siyaseti ve ikballerini halkı kutuplaştırmaya bağlayanlar bunun vebalini nasıl taşıyacaklarını düşünmeleri gerekiyor. Üzerinde yaşadığımız bu toprağın insanları kutuplaşmadan çok çekti. Daha dün değil miydi, bilim adamlarımızın, yazarlarımızın, aydınlarımızın, politikacılarımızın, eğitimcilerimizin pusuya düşürülüp öldürülmeleri ya da hapishanelere tıkılmaları. Bugün suikastlar, öldürmeler yok ama, onun yerini hapishaneler almış.  Subaylar, paşalar, yazarlar, aydınlar ülkemizin değerleri dört duvar arasında.

Demokrasilerde toplumun değişmesi, eğitime,  dışa açılmaya, okumaya ve etkileşime bağlı. Değişimin, dıştan veya tepeden zorla giydirilemeyeceğini henüz anlamış değiliz.

Akar suyu tersine çevirmek için patinaj yapıp duruyoruz.  Hem sosyal, hem de siyasal alanda mücadele bu yönde. Oysa toplumun eğitimli, kültürlü aydın kesimi bunları çoktan aşmış durumda. Su, nasıl tersine akmazsa bu toplum da geriye gitmez.

Devlet, toplum içinde bulunan sosyal, kültürel ve ulusal çeşitlilikleri bağrında, bir arada topladığı ölçüde ayakta kalıyor. Güçlü ülkenin özellikleri farklılıkları bir arada bulundurabilmesi.

Büyük ve güçlü devletler,  “ulus devlet” anlayışını güçlendirmeye, kendi içlerinde birlik beraberliğe çalışırken, ülkemizde konunun demagoji yapılması üzüntü verici.

Her ülkenin bünyesinde az ya da çok farklı etnik gruplar var. Hindistan’da yüzlerce, İran’da yüz kadar, Çin hükümeti,  etnik grupları elli beş olarak kabul ediyor.  Fransa’da onlarca, ülkemizde otuza yakın etnik grup olduğu dile getiriliyor.

Son yıllarda, Yeni Emperyalizmin bir oyunu, Türkiye’de kutuplaştırmalar etnik gruplar ve farklı ideolojiler üzerinden yürütülmeye çalışılıyor. Türk siyaseti, Batı ile Doğu- İslam ile Batı uygarlığı arasında gidip geliyor.

Ulus devleti oluşturan vatandaşların, sınırları belli bir coğrafya içinde dil ve kültür değerlerini ortaklaşa paylaşmaları temel esaslardan.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ve daha sonraki zamanlarda, resmi olarak ırkçılığa dayalı bir politika izlenmiş olsaydı Misak’i milli sınırları esas alınmaz, Pan Türkçü siyaset izlenirdi. Pan Türkçü siyaset kesin olarak yasaklanmıştı.

Çok uluslu ve çok kültürlü Osmanlı Devleti’nin külleri üstüne kurulan Türkiye Cumhuriyeti,  tıpkı Almanya ve Fransa gibi ulus devlet olarak kuruldu. Türk halkı, Batı toplumu gibi felsefi ve sosyolojik alt birikime- kültürel yapıya sahip olmadığından, ulus devlet sürekli sancı çekti.  Osmanlı, Batı’nın geçmişte yaşadığı aydınlanmayı ve endüstri devrimini  yaşamadı. Eğitimde, ekonomide, sosyal ve siyasal alanlarda Batı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ilerisindeydi. Doğu’da  hangi İslam ülkesinin arkasından gidecektik? Hangi İslam ülkesinin önünden gidecek, liderlik yapacak gücümüz vardı? Doğu’ya giden tren, Osmanlı zamanında kaçmıştı.

Doğu, kabile yaşamı ve feodal düzeni bu gün bile devam ettiriyor. Bunları göz önüne alıp düşünmeden; dilimizde türban, bir o yana, bir bu yana yamanarak, Cumhuriyet’i ve onu kuranları insafsızca eleştirmek ülkemize ne kazandırıyor anlamak güç. Hüseyin SeyfiGörsel