Monthly Archives: Kasım 2013

İç savaş açlık sefalet

Standard

 

 

Doğduğun, büyüdüğün, yaşadığın kendi ülkende “başını alıp gitmek” duygusunu yaşamayanlar o duyguyu anlayabilirler mi?

Canından çok sevdiğin ülkenden göçmek zorunda kalmanın insana vereceği ıstırap hayal edilebilir mi?

Ya da, bir başka ülkeye sürgün gitmenin acısı nasıldır acaba?

Kavganın içindekiler, kavganın sonunun olmadığını görüyor. Tarafların birbirine boyun eğdireceği şartlarını kabul ettireceği durum şimdilik görünmüyor. Tarafların  ilahlaştırdığı liderler. Ülkenin geldiği duruma  üzülenler,  kayıtsız kalan tuzu kuru, ya da ahmak yurttaşlara şaşıyorlar. Nasıl üzülmesinler, nasıl yanmasınlar ki; nereden ve nasıl geleceği belli olmayan patlamalar. Yıkılan ve harabeye dönmüş evler. Ölenler, yaralananlar. Kimsesiz kalan çocuklar. Sokaklarda yığın yığın çöpler. Pazarda yükselen fiyatlar. Rüşvet ve yolsuzluklar. Açlık ve sefalet. Ve kuruyan umutları yeşertecek taraflarda gevşeme emaresinin olmayışı. İki yanı karanlık bir dünya, koca bir çıkmaz.

Bahar’ı yaşamış ve yaşamakta olan ülkelerden hangisinin durumu yukarıda anlatmaya çalıştığım durumdan farklı? Her gün yerli ve yabancı gazetelerden- medyadan okuduğumuz, izlediğimiz olaylar. Tunus, Libya, Mısır, Suriye, Irak ve diğerleri…

Bahardan sonra değişen ne?

 Sonuç daha kötü. Anayasal monarşiler, baskılar, zulümler ve kan.

Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istenmesine, eski lider veya rejimlerin baskıcı- otoriter tutum ve davranışları fırsat verdi. Yolsuzluk, rüşvet, baskı ve zulüm içinde kışkırtılmaya hazır olan halk, kışkırtıldı ve ayaklandı.

Ülkemizde de etnik ve siyasi gruplar arasında keskin ayrışma, ayrışmayı körükleme ve kışkırtmalarla geçen zaman içinde daha belirginleşiyor. “Durumunu devam ettirmek için  otokrat liderler halkı kutuplaştır” diyor toplum bilimciler.

 Şiddet, Demokles’in kılıcı tepemizde.Tehditler korku salmalar, “ben gidersem…ben gelirsem…”

Ortadoğu ve İslam tarihçisi  Bernard Lewis, Arap Baharları sırasında, kendisi ile yapılan bir röportajda,  Ortadoğu’da İran dahil, bazı ülkeleri değerlendirirken, “Türkiye’de gidişat tekrar İslam’a yöneldi. Ekonomi, iş dünyası,  akademik toplum, medya, yargı gibi cumhuriyet rejiminin kaleleri hükümet tarafından bir biri arkasına  teslim alınıyor. On yıl içinde İran ve Türkiye yerlerini değiştirebilirler.”

 Kimlik ve politik merkezinin olmadığı,  inanmış insanlar ve ulusların desteklediği, tarafların istediklerini elde edinceye veya isteklerinden  vazgeçinceye kadar devam edecek İslam köktenciliğinin yayılmasına dikkat çeken Bernard Lewis’in, Nisan 2011’de, iki buçuk yıl önce yayınlanan bu röportaj hiçbir muhteremin dikkatini çekmedi mi acaba?  Hüseyin SEYFİ

Çevre korunmalı

Standard

 

Bilinçsizce ya da  çıkar uğruna çevre bozuluyor, doğa tahrip ediliyor.

 Büyük şehirler, doğanın tahrip edilmesi ve ağaç kesilmesine karşı daha duyarlı, protestolar, gösteriler bunu gösteriyor. İstanbul’da Gezi olayları, Ankara’da, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ndeki protestolar, iktidar uygulamalarına karşı ve çevreye duyarlılığın en belirgin örnekleri. Büyük şehirlerin  avantajı eğitime bağlı olarak çevreye duyarlı ve örgütlü insan varlığı. Küçük yerleşim yerlerinin yapısı gereği  kafa kol, amca dayı, kardeş ilişkileri duyarlılığa karşı engel.

Küçük yerleşim yerlerinin bulunduğu Kapadokya,  zaman geçtikçe çarpık yapılaşmalarla bariz bir şekilde eriyor. Nüfusu az yerlerde  herkes birbirini tanıyor, hatır gönül ilişkileri  yapılan hata ve yanlışlara göz yumulmasının nedenleri arasında.

 Kapadokya, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden. Turizmim girdiği yerlerde rant var, rant uğruna çevre bozuluyor, doğa  tahrip ediliyor. Medya, olayı mercek altına aldığı zamanlar, kamuoyunun desteği sağlanarak  yanlışlardan bazen vazgeçildiği oluyor. Kapadokya’da geçmişte yaşanan ve inşaatları durdurulan veya yıkılan bir iki olay buna örnek sayılabilir. Yapı ve inşaatlarda usulsüz verilen ruhsatların hukuksal ve yargı boyutu uzun süreç. Sonuç alınması yılları alıyor. Siyasi güç, kuvvet ve mafya türü ilişkiler çevrenin bozulması, doğanın tahribinde etken.

İçimizde, çevreye duyarlı, bireysel olarak çevre için yılmadan ve sabırla mücadele veren vatandaşların davranışları dikkate değer;

Avanos’ta yaşayan Zafer İnce’nin çevreye gösterdiği duyarlılık örnek alınacak cinsten.

Zafer İnce,  “Demokrat, aydın, çevreye duyarlı, çevresindeki haksızlık ve olumsuzluklara tepki duyan bir vatandaş” olarak tanımlıyor kendini.

“Benim içimi acıtan, demokrat kitle örgütlerinin- sivil toplumun ve bireylerin çevreye karşı duyarsızlıkları çevre konusunda beni bir noktaya taşıdı.” Diyerek devam ediyor;

“ Mevcut yasalara rağmen  Avanos-Kızılırmak içine beton ve demirlerle restorant yapıldı.  Ayrıca, yapılan bu işletmeye fayda sağlaması için,  yine ırmak içine  Avanos Belediyesi tarafından beton bent-set çekildi. Kızılırmak kıyısında yapılan  çarpık yapılaşma çevreci ve sorumlu bir vatandaş olarak beni üzüyor. Avanos ilçesinde, Kızılırmak kıyısında yasalara aykırı olarak eskiden yapılan işletmeler, 2003 yılında  mahkeme kararına istinaden Avanos Belediyesi tarafından yıkılmıştı.   

Kızılırmak kıyısının tekrar, yasal olmayan yapılaşmalarla, bu kez el değiştirerek belediyece izin verilmesi ve doğallığın bozulması üzerine hukuksal mücadeleye başladım. ”

 Zafer ince konu ile ilgili yasa ve genelgeleri hatırlatıyor.

“Su  baskınlarına ve sele karşı 4373 sayılı  kanun, 3621 sayılı kıyı koruma kanunu, 2006/27 sayılı başbakanlık genelgesi, 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve ayrıca Anayasamızın 43. maddesinde belirtilen, “kıyıdan yararlanma” maddesi gereğince, 26 Aralık 2011 tarihinde Avanos Cumhuriyet Savcılığı’na, Avanos Belediye Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundum. İki yıl önce, iki sayfa ile başlayan hukuksal mücadelede, dosya kalınlığı boyumu aştı. Danıştay kararı ile hukuksal süreç devam ediyor.

Yasalar hepimiz için. Yasaların her vatandaşa eşit uygulandığı bilinmeli.Tek bir kişi ve kuruluştan yardım almadan tek başıma yürüttüğüm hukuksal mücadele, bilinçli  vatandaşlara ve sivil toplum örgütlerine örnek olmalı diye düşünüyorum. Kapadokya içinde Avanos turistik bir yöre. Burada doğa olağanüstü güzel. Yasalara aykırı yapılaşma doğal güzelliği bozdu.

Doğal çevre, doğanın en büyük sanatı ve armağanı. Bireysel çabamız, toplumsal görevimiz, gelecek nesillere temiz ve bozulmamış düzgün bir çevre bırakmak için. Hüseyin Seyfi