Category Archives: kategorisiz

fotoğraf

Facebook ve kişiye etkileri

Standard

 

Günümüzde sosyal medya büyük küçük herkes tarafından kullanılıyor. Aşağıda gösterilen bilimsel veriler sosyal medyada  aşırı şekilde zaman harcayanların  iç yapıları hakkında bazı ip uçları veriyor.

Sosyal medyayı aşırı kullananlar kimler, bunların endişeleri korkuları var mı, kendilerini emniyette hissediyorlar mı, içe mi kapanıklar,  kişilikleri nasıl, bazılarının iddia ettiği gibi narsist midirler?

İlgili makalelerde yazılmış  bazı alıntılara geçmeden önce narsist hakkında kısa açıklama yerinde olur;

Narsist,  kişilik bozukluğu olarak tanımlanıyor. Kendine aşırı şekilde zaman ayırıyor .Başarısızlıklarını kapatmaya çalışırken kendini büyük görüyor. Karşısındakini dinlemez görünerek onu küçümsüyor. Dıştan aşırı özgüvenli ve başkalarının ilgi ve beğenisine ihtiyacı yokmuş gibi görünse de, ilgi ve beğeniye bağımlı  kişi olarak belirtiliyor [1].

Narsist kişileri tanımak oldukça zor. Çünkü oldukça sevimli ve neşeli görünüyorlar.

Yapılan araştırmalara göre, sosyal medya ve internet kullanımı,  özellikle gençlerde narsist kişilik eğilimini artırıyor, yaratıcılığı ve empati yapmayı öldürüyor.

Sosyal iletişim ağ, özellikle facebook narsistler  için adeta bir cennet. Burada kendilerini gösterirler, yandan önden, yemekte, gezide, partide çekilmiş kendi resimlerini sergilerler. İnsanları beğenmeye, yorum yapmaya davet ederler.

Peki,  narsist facebook’ta  çok mu zaman harcıyor? Facebook onların kendilerini ifade edebildikleri özel bir alan olarak gösteriliyor. Şimdiye kadar aktif facebook kullanıcıları hakkında ciddi ve kapsamlı bir araştırma yapılmadığından bilgiler küçük araştırma sonuçlarına göre .[2]

Sosyal alanda kendini güvende hissetmeyen kişiler Facebook’u daha çok kullanarak resimlere, yazılara, duvarlara yorumda bulunuyorlar. Yaşları 18- 83 olan 600 kişilik bir grupla yapılan bir anket sonucunda, aktif kullanıcıların dışa dönük, kaygı ve endişeleri yüksek, terkedilme ve reddedilme korkusu taşıyanlardan oluştuğu  görülüyor. Geri bildirim almak isteme, insanların kendini beğenip beğenmedikleri hakkında düşüncelerini öğrenme istediğinden kaynaklanıyor.[3]

Beğenildiklerinde ve yanıt aldıklarında mutlu oluyorlar[4]. Az beğenilenler kendilerini mutsuz hissediyorlar. Oysa, çoğu zaman beğenenler aynı kişiler olsa da onlar için fark etmiyor.

Sosyal medya ve internet, aşırı kullanıldığında,  kitap okuma alışkanlığını köreltiyor.. Çocuklarda öğrenme merakını ve ilgiyi öldürüyor. Hüseyin SEYFİ

[1] pedamed.com.tr/tr/icerik/74/narsisizm-caginda-sosyal-medya

[2] Psychology today Catalina Toma ph D

[3] İnsecure people use Facebook more, science confirms- Carolyn Gregoire

[4] Main online- Jonathan O’callaghan,10 feb,2015

Reklamlar

Kedimiz dış basında

Standard

    

 

2014, Mart 30 tarihi itibarı ile ülkemiz bir seçim dönemini daha atlattı.

 Seçmen özelliğini taşıyan ve oy kullanmak isteyen herkes sandık başına giderek oyunu kullandı.

İktidarı elinde tutan AKP, mevcut duruma göre Türkiye’de yerel seçimin galibi görünüyor.

Toplumun ya da bireylerin seçim tercihleri zamana ve ortama göre değişiyor.

Türkiye’de yapılan yerel seçim sonuçları ile ilgili yorumlar çeşitli.

İktidar partisi AKP tarafından sonuçlar tam bir zafer olarak algılandı.

Çoğu yerde yapılan itirazlar nedeni ile sayımlar tekrarlansa da iktidar partisinin oy oranında pek değişiklik yapmayacak.

2014 yerel seçimlerinde, Türkiye muhalefet partileri umduklarını bulamadılar. Üçer puanlık yükselişler, bu kadar yolsuzluk iddialarına göre artış sayılmıyor.

Ortada dönen kaset ve telefon dinlemeleri, evlerde, ayakkabı kutularında ve kasalarda bulunan dolarlar, rüşvet ve yolsuzluk iddialarının sandığa yansıyıp yansımadığı tartışılıyor. Hoca Cemaatinin de sanıldığı kadar Türkiye siyaseti içinde pek etkili olamadığını dile getirenler çoğunlukta.

Hiçbir seçim sonucu Türkiye genelinde bu kadar tartışma yaratmamıştı. Aradaki oyların sayım farkı azlığından ötürü yapılan itirazlar normal, Yalova’da örneği görüldüğü gibi itirazlar bazen seçim sonucunu değiştirebiliyor.

Türkiye genelinde azımsanmayacak bir kitlenin  iktidara karşı güvensizliği söz konusu. Güvensizlik seçim sonuçlarında da etkili. Bunun haklı nedenleri, çöplerde bulunan mühürlü ve tercihli oy pusulaları,  yaygın elektrik kesintileri ve bu kesintiye baş nedenin kara  kedinin gösterilmesi. Kedinin trafoya çıkışının seçim gününe denk gelmesi ve kırka yakın vilayet elektriğini felç etmesi olağan karşılanmadı.  Siyasette ayakkabı kutularının arasına şimdi de kedi girecek gibi.

Kedimiz dış basında;

“Kedinin seçimi,”

“Seçimdeki kararmanın suçlusu bulundu; kedi,”

Türk Bakan karartma için kediyi suçladı,”

“Kedi Türkiye’deki seçimlere çıkarma yaptı,”

“Bir kedi Türkiye demokrasisinin yönünü nasıl değiştirdi,”

“Seçim hileleri kediye yüklendi,”

haberleri ile verildi.

2014 seçimleri şaibe haberleri ile çalkalandı. Şaibenin  nedeni, iktidar hakkında yolsuzluk iddiaları.ve iktidara güvensizlik.

Türk halkı bilinçli ve sistemli bir şekilde kutuplaştırıldı. Kamplaşan taraflar karşı tarafa güvenmiyor.

Öyle görülüyor ki kutuplaştırma, Ağustos ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi ve daha sonra yapılacak genel seçimlere kadar devam edecek. Bu denli keskin kutuplaşmayı Türkiye’nin kaldırıp kaldıramayacağını zaman içinde göreceğiz.

Hüseyin Seyfi

Avanos’ta belediye başkanlığı seçimlerini çok az farkla CHP kazandı. İtirazlar söz konusu oldu, ama şimdiye kadar itirazlar karşısında İlçe Seçim Kurulunca yapılan tekrar değerlendirme sonucu değiştirmedi. Ama itiraz basamak basamak yukarıya doğru çıkıyor. İlla da ben meselesi.

Avanos’ta CHP adayı İsmet İnce’nin etrafında sol oyların birleşmesi Belediye Başkanlığının kazanılmasında etkili oldu.

Ayrıca;

Parti adayının  halk tarafından belirlenmesi, bunun için kayıtlı seçmenlerin katılımı ile CHP tarafından ön seçim yapılması,

Seçim çalışmalarında organize çalışma, bu çalışma içinde kadın ve gençlerin ön planda olması.

Adayın niteliği, yıllardır politika içinde olması, birkaç kez seçime girip kazanamamasına rağmen halka güvenini hiçbir zaman yitirmemesi seçimi kazanmasında diğer bir etken olarak düşünülebilir.

Uzun bir aradan sonra, Avanos’ta CHP, oylarını büyük miktarda artırdı.

Avanos Belediye başkanlığına seçilen İsmet İnce’yi tebrik ediyor, görevinde başarılar diliyoruz. Hüseyin Seyfi

İç savaş açlık sefalet

Standard

 

 

Doğduğun, büyüdüğün, yaşadığın kendi ülkende “başını alıp gitmek” duygusunu yaşamayanlar o duyguyu anlayabilirler mi?

Canından çok sevdiğin ülkenden göçmek zorunda kalmanın insana vereceği ıstırap hayal edilebilir mi?

Ya da, bir başka ülkeye sürgün gitmenin acısı nasıldır acaba?

Kavganın içindekiler, kavganın sonunun olmadığını görüyor. Tarafların birbirine boyun eğdireceği şartlarını kabul ettireceği durum şimdilik görünmüyor. Tarafların  ilahlaştırdığı liderler. Ülkenin geldiği duruma  üzülenler,  kayıtsız kalan tuzu kuru, ya da ahmak yurttaşlara şaşıyorlar. Nasıl üzülmesinler, nasıl yanmasınlar ki; nereden ve nasıl geleceği belli olmayan patlamalar. Yıkılan ve harabeye dönmüş evler. Ölenler, yaralananlar. Kimsesiz kalan çocuklar. Sokaklarda yığın yığın çöpler. Pazarda yükselen fiyatlar. Rüşvet ve yolsuzluklar. Açlık ve sefalet. Ve kuruyan umutları yeşertecek taraflarda gevşeme emaresinin olmayışı. İki yanı karanlık bir dünya, koca bir çıkmaz.

Bahar’ı yaşamış ve yaşamakta olan ülkelerden hangisinin durumu yukarıda anlatmaya çalıştığım durumdan farklı? Her gün yerli ve yabancı gazetelerden- medyadan okuduğumuz, izlediğimiz olaylar. Tunus, Libya, Mısır, Suriye, Irak ve diğerleri…

Bahardan sonra değişen ne?

 Sonuç daha kötü. Anayasal monarşiler, baskılar, zulümler ve kan.

Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istenmesine, eski lider veya rejimlerin baskıcı- otoriter tutum ve davranışları fırsat verdi. Yolsuzluk, rüşvet, baskı ve zulüm içinde kışkırtılmaya hazır olan halk, kışkırtıldı ve ayaklandı.

Ülkemizde de etnik ve siyasi gruplar arasında keskin ayrışma, ayrışmayı körükleme ve kışkırtmalarla geçen zaman içinde daha belirginleşiyor. “Durumunu devam ettirmek için  otokrat liderler halkı kutuplaştır” diyor toplum bilimciler.

 Şiddet, Demokles’in kılıcı tepemizde.Tehditler korku salmalar, “ben gidersem…ben gelirsem…”

Ortadoğu ve İslam tarihçisi  Bernard Lewis, Arap Baharları sırasında, kendisi ile yapılan bir röportajda,  Ortadoğu’da İran dahil, bazı ülkeleri değerlendirirken, “Türkiye’de gidişat tekrar İslam’a yöneldi. Ekonomi, iş dünyası,  akademik toplum, medya, yargı gibi cumhuriyet rejiminin kaleleri hükümet tarafından bir biri arkasına  teslim alınıyor. On yıl içinde İran ve Türkiye yerlerini değiştirebilirler.”

 Kimlik ve politik merkezinin olmadığı,  inanmış insanlar ve ulusların desteklediği, tarafların istediklerini elde edinceye veya isteklerinden  vazgeçinceye kadar devam edecek İslam köktenciliğinin yayılmasına dikkat çeken Bernard Lewis’in, Nisan 2011’de, iki buçuk yıl önce yayınlanan bu röportaj hiçbir muhteremin dikkatini çekmedi mi acaba?  Hüseyin SEYFİ

Çevre korunmalı

Standard

 

Bilinçsizce ya da  çıkar uğruna çevre bozuluyor, doğa tahrip ediliyor.

 Büyük şehirler, doğanın tahrip edilmesi ve ağaç kesilmesine karşı daha duyarlı, protestolar, gösteriler bunu gösteriyor. İstanbul’da Gezi olayları, Ankara’da, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ndeki protestolar, iktidar uygulamalarına karşı ve çevreye duyarlılığın en belirgin örnekleri. Büyük şehirlerin  avantajı eğitime bağlı olarak çevreye duyarlı ve örgütlü insan varlığı. Küçük yerleşim yerlerinin yapısı gereği  kafa kol, amca dayı, kardeş ilişkileri duyarlılığa karşı engel.

Küçük yerleşim yerlerinin bulunduğu Kapadokya,  zaman geçtikçe çarpık yapılaşmalarla bariz bir şekilde eriyor. Nüfusu az yerlerde  herkes birbirini tanıyor, hatır gönül ilişkileri  yapılan hata ve yanlışlara göz yumulmasının nedenleri arasında.

 Kapadokya, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden. Turizmim girdiği yerlerde rant var, rant uğruna çevre bozuluyor, doğa  tahrip ediliyor. Medya, olayı mercek altına aldığı zamanlar, kamuoyunun desteği sağlanarak  yanlışlardan bazen vazgeçildiği oluyor. Kapadokya’da geçmişte yaşanan ve inşaatları durdurulan veya yıkılan bir iki olay buna örnek sayılabilir. Yapı ve inşaatlarda usulsüz verilen ruhsatların hukuksal ve yargı boyutu uzun süreç. Sonuç alınması yılları alıyor. Siyasi güç, kuvvet ve mafya türü ilişkiler çevrenin bozulması, doğanın tahribinde etken.

İçimizde, çevreye duyarlı, bireysel olarak çevre için yılmadan ve sabırla mücadele veren vatandaşların davranışları dikkate değer;

Avanos’ta yaşayan Zafer İnce’nin çevreye gösterdiği duyarlılık örnek alınacak cinsten.

Zafer İnce,  “Demokrat, aydın, çevreye duyarlı, çevresindeki haksızlık ve olumsuzluklara tepki duyan bir vatandaş” olarak tanımlıyor kendini.

“Benim içimi acıtan, demokrat kitle örgütlerinin- sivil toplumun ve bireylerin çevreye karşı duyarsızlıkları çevre konusunda beni bir noktaya taşıdı.” Diyerek devam ediyor;

“ Mevcut yasalara rağmen  Avanos-Kızılırmak içine beton ve demirlerle restorant yapıldı.  Ayrıca, yapılan bu işletmeye fayda sağlaması için,  yine ırmak içine  Avanos Belediyesi tarafından beton bent-set çekildi. Kızılırmak kıyısında yapılan  çarpık yapılaşma çevreci ve sorumlu bir vatandaş olarak beni üzüyor. Avanos ilçesinde, Kızılırmak kıyısında yasalara aykırı olarak eskiden yapılan işletmeler, 2003 yılında  mahkeme kararına istinaden Avanos Belediyesi tarafından yıkılmıştı.   

Kızılırmak kıyısının tekrar, yasal olmayan yapılaşmalarla, bu kez el değiştirerek belediyece izin verilmesi ve doğallığın bozulması üzerine hukuksal mücadeleye başladım. ”

 Zafer ince konu ile ilgili yasa ve genelgeleri hatırlatıyor.

“Su  baskınlarına ve sele karşı 4373 sayılı  kanun, 3621 sayılı kıyı koruma kanunu, 2006/27 sayılı başbakanlık genelgesi, 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve ayrıca Anayasamızın 43. maddesinde belirtilen, “kıyıdan yararlanma” maddesi gereğince, 26 Aralık 2011 tarihinde Avanos Cumhuriyet Savcılığı’na, Avanos Belediye Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundum. İki yıl önce, iki sayfa ile başlayan hukuksal mücadelede, dosya kalınlığı boyumu aştı. Danıştay kararı ile hukuksal süreç devam ediyor.

Yasalar hepimiz için. Yasaların her vatandaşa eşit uygulandığı bilinmeli.Tek bir kişi ve kuruluştan yardım almadan tek başıma yürüttüğüm hukuksal mücadele, bilinçli  vatandaşlara ve sivil toplum örgütlerine örnek olmalı diye düşünüyorum. Kapadokya içinde Avanos turistik bir yöre. Burada doğa olağanüstü güzel. Yasalara aykırı yapılaşma doğal güzelliği bozdu.

Doğal çevre, doğanın en büyük sanatı ve armağanı. Bireysel çabamız, toplumsal görevimiz, gelecek nesillere temiz ve bozulmamış düzgün bir çevre bırakmak için. Hüseyin Seyfi

Demokrasi, modernleşme ve değişim

Standard

 

 

Akılcı- bilimsel olmasının yanında, siyasi açıdan modernleşme, katılımcılığı ifade eder. İş bölümü, uzmanlaşma, ileri teknolojiyi kullanma ekonominin modernleşen yönü. Geleneksel otoritenin toplum üzerindeki baskısının kalkması, eğitim ve sanatın ilerlemesi, düzgün kentleşmenin sağlanmış olması modern yaşamın görünen biçimi. Modernliğin içinde laikleşme kültürel bir konu.

Her nasıl olursa olsun, değişim içinde modernleşme, toplum dinamiklerine bağlı.

Sözde değişim adı altında, Ortaçağ’dan kalma, farklı kültür yapılarını kullanarak kendi toplumunu kutuplaştırma çıkar ve rant sağlayan siyasetçilerin işi. Siyaseti ve ikballerini halkı kutuplaştırmaya bağlayanlar bunun vebalini nasıl taşıyacaklarını düşünmeleri gerekiyor. Üzerinde yaşadığımız bu toprağın insanları kutuplaşmadan çok çekti. Daha dün değil miydi, bilim adamlarımızın, yazarlarımızın, aydınlarımızın, politikacılarımızın, eğitimcilerimizin pusuya düşürülüp öldürülmeleri ya da hapishanelere tıkılmaları. Bugün suikastlar, öldürmeler yok ama, onun yerini hapishaneler almış.  Subaylar, paşalar, yazarlar, aydınlar ülkemizin değerleri dört duvar arasında.

Demokrasilerde toplumun değişmesi, eğitime,  dışa açılmaya, okumaya ve etkileşime bağlı. Değişimin, dıştan veya tepeden zorla giydirilemeyeceğini henüz anlamış değiliz.

Akar suyu tersine çevirmek için patinaj yapıp duruyoruz.  Hem sosyal, hem de siyasal alanda mücadele bu yönde. Oysa toplumun eğitimli, kültürlü aydın kesimi bunları çoktan aşmış durumda. Su, nasıl tersine akmazsa bu toplum da geriye gitmez.

Devlet, toplum içinde bulunan sosyal, kültürel ve ulusal çeşitlilikleri bağrında, bir arada topladığı ölçüde ayakta kalıyor. Güçlü ülkenin özellikleri farklılıkları bir arada bulundurabilmesi.

Büyük ve güçlü devletler,  “ulus devlet” anlayışını güçlendirmeye, kendi içlerinde birlik beraberliğe çalışırken, ülkemizde konunun demagoji yapılması üzüntü verici.

Her ülkenin bünyesinde az ya da çok farklı etnik gruplar var. Hindistan’da yüzlerce, İran’da yüz kadar, Çin hükümeti,  etnik grupları elli beş olarak kabul ediyor.  Fransa’da onlarca, ülkemizde otuza yakın etnik grup olduğu dile getiriliyor.

Son yıllarda, Yeni Emperyalizmin bir oyunu, Türkiye’de kutuplaştırmalar etnik gruplar ve farklı ideolojiler üzerinden yürütülmeye çalışılıyor. Türk siyaseti, Batı ile Doğu- İslam ile Batı uygarlığı arasında gidip geliyor.

Ulus devleti oluşturan vatandaşların, sınırları belli bir coğrafya içinde dil ve kültür değerlerini ortaklaşa paylaşmaları temel esaslardan.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ve daha sonraki zamanlarda, resmi olarak ırkçılığa dayalı bir politika izlenmiş olsaydı Misak’i milli sınırları esas alınmaz, Pan Türkçü siyaset izlenirdi. Pan Türkçü siyaset kesin olarak yasaklanmıştı.

Çok uluslu ve çok kültürlü Osmanlı Devleti’nin külleri üstüne kurulan Türkiye Cumhuriyeti,  tıpkı Almanya ve Fransa gibi ulus devlet olarak kuruldu. Türk halkı, Batı toplumu gibi felsefi ve sosyolojik alt birikime- kültürel yapıya sahip olmadığından, ulus devlet sürekli sancı çekti.  Osmanlı, Batı’nın geçmişte yaşadığı aydınlanmayı ve endüstri devrimini  yaşamadı. Eğitimde, ekonomide, sosyal ve siyasal alanlarda Batı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ilerisindeydi. Doğu’da  hangi İslam ülkesinin arkasından gidecektik? Hangi İslam ülkesinin önünden gidecek, liderlik yapacak gücümüz vardı? Doğu’ya giden tren, Osmanlı zamanında kaçmıştı.

Doğu, kabile yaşamı ve feodal düzeni bu gün bile devam ettiriyor. Bunları göz önüne alıp düşünmeden; dilimizde türban, bir o yana, bir bu yana yamanarak, Cumhuriyet’i ve onu kuranları insafsızca eleştirmek ülkemize ne kazandırıyor anlamak güç. Hüseyin SeyfiGörsel

Yeni Yıl ve Gençlik

Standard

 

Yeni yılın ilk gününü Kapadokya’da karlı umanlar havasını aldı. Bahardan kalma bir hava var. Kapadokya’da Peribacaları kış mevsimlerinde kar altında bir başka görünür. O görünümü çoğu kişi beyaz gelinlik giyinmiş geline benzetir. Kapadokya kışın güneşli günlerde de güzeldir.Yeter ki güzelliğine dokunan olmasın!

Yeni Yıla umutlarla giriliyor. Her yıl yeni bir başlangıç, tıpkı her yeni gün gibi. Geçen zamanın değerlendirmesini yapmak ve yeni zamana değişik hayallerle koşabilmek insana yaşama sevinci veriyor. İnsan için, zaman  durmadan tükenen bir kavram ya da algı. Doğum, çocukluk, gençlik, orta yaş ve yaşlılık. İnsan kendi doğumunu bilmiyor. Çocukluk ve gençlik en tatlı ve en güzel bir çağ olarak biliniyor.  Çocukluk ve gençliği yoksulluk , sefalet içinde geçenler bu çağa iyi geçti diyemez herhalde. Zaman değişiyor. Zamanla birlikte tutum ve davranışlar, egolar da değişiyor. Aynı kalacak değil ya.

Gençliği, onların dışında en iyi kim anlayabilir? Kuşkusuz onlarla zaman içinde birlikte olanlar. Bana göre gençliği anlayacak olanlar öğretmenler, öğretim görevlileridir.

Gençlik ya da yeni nesil  hızlı bir değişim içinde, kabına sığmıyor, daha iyi biliyorlar,  daha farklılar. Bence daha dürüstler ve açık sözlüler.

Her gencin kendi ve ülkesi ile ilgili hayalleri var. Yaşadıkları ve çevre bu hayalleri ile uyuşmayınca çatışma ve isyan başlıyor.

Ülkemizde arşivleri bir karıştırdığımızda 60’lı yılların ikince yarısında o günün şartlarında üniversite gençliği kaynıyor . Boykotlar, yürüyüşler, çatışmalar, paneller, konferanslar. Ve böyle bir gençlik şimdi kendi ile gurur duyuyor, Altmış yedi- Altmış sekizliler deniyor onlara.

Gençlik yürüyecek, gençlik bağıracak, gençlik slogan atacak ve gençlik protesto edecek, eleştirecek yıkmadan yakmadan…

2013 içinde mutlu bir yıl ve iyi gelecek dilekleri ile. Hüseyin Seyfi

Kapadokya sinsice bozuluyor

Standard

Dünyanın gözdesi Kapadokya sinsi sinsi yok ediliyor
Kapadokya yapısı gereği narin ve kırılgan. Peri bacalarına elinizle sert bir şekilde dokunun ufalanan toprak elinizde kalır. Kapadokya’nın büyüsü doğal görünümünden. Peribacaları, vadiler kaya üzerine oturmuş doğal kaleler, su yolları ve bunlara ilave eski binalarla birlikte yöresel güzellik.
Kapadokya’daki büyü, son yıllardaki çevrenin bilinçsiz ve oburca tahribinden dolayı yavaş yavaş siliniyor. Bir zamanlar alçaktan uçağın uçmasına izin verilmeyen, yollarından ağır taşıt geçirilmeyen Kapadokya sinsi sinsi yok ediliyor.
Bölgeyi on yıl önce ziyaret etmiş turist, bugün gördükleri karşısında hayal kırıklığına uğrayarak şaşırıyor. Nedeni Kapadokya rant uğruna büyük bir hırsla talan ediliyor olması . Balonlar, balonların arkasında peri bacalarının arasında koşuşturan motorlu araçlar, vadiler içine gömülen oteller, binalar ve devam eden inşaatlar Kapadokya’nın elini yüzünü çirkinleştiriyor.
Ve tüm olan bitene duyarlı bir avuç vatandaşın dışında seyirci kalanlar “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesini benimseyenler, geleceklerine dokunulduğunun farkında olmayanlar.
Kapadokya dört bir yanından kuşatma içinde. Bölgeye gelen merkezi idareciler durumu göremiyor. Çünkü öncesini bilmiyorlar. Yerel yöneticiler Türkiye’nin genel durumunu yansıtıyor. Dönemi kurtarma kurnazlığı.
İnternet ortamında, kısmen basına da yansıyan çığlıklardan iki tanesi durumu bir parça açıklıyor:
“Türkiye’nin en önemli kültür turizm merkezlerinden biri olan Kapadokya’da, peri bacaları arasındaki butik otel inşaatlarına tepki gösteren turizmciler ve vatandaşlar, Nevşehir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu önünde eylem yaptı.”
“Uçhisar, yani Kapadokya’nın göz bebeği olan ve neredeyse tamamı sit alanı olan bu dünya mirası bölgeye her ne sebeple olursa olsun otel inşaatı yapılması her şeyden önce dünya mirasına sahip çıkılması anlamında etik değildir. Yasalara uydurmuş olabilirler, bir şekilde Koruma Kurulu’nu da geçip oradan onay almış olabilirler. Ama her ne olursa olsun bu konunun takipçisi olacağız. Zira orada biliyoruz ki, herhangi bir vatandaş sit alanı üzerine çok önceden yapılmış tapulu evine çizik atamıyor. Atarsa ağır cezada yargılanıyor ama kuralına ve kanununa uyduranlar dev gibi otel inşaatlarını yapıyorlar. Burada otel yapılması zarureti var mıdır, bölgedeki otellerin zaten doluluk oranları belli. Bunlar araştırılmadan sırf belli kuralları belli şekilde geçenler, istediklerini yapamamalı. Bir otel mecburiyeti yok ve yapılan yer tam da sit alanının göbeğinde. Mutlaka bu konunun üzerine gideceğiz ve takipçisi olacağız”
Otel ihtiyacından çok, adam kazmayı peribacasının bağrına vurmuş, görülmüyor mu? Otel ihtiyacı var diyelim, o zaman girsin iş makineleri kazıyıversin düzlesin peribacalarını yerine otel yapsın, düşüncesinin ne mantığı olabilir?
Göreme’de, Uçhisar’da Avanos’ta, Ürgüp’te Kapadokya’nın dokusu sinsi sinsi bozuluyor. Kimi ırmağa yapıyor lokantasını, kimi peribacalarının ortasına çakıyor beton yapıyı. Kiminin kolu uzanıyor yukarılara, tepelere, kimi uluslar arası. Yıllarca verilmeyen ruhsatlar, izinler son zamanlarda bir bir çıkıyor. Bölge vatandaşı şaşkın.
Ulusal basının çevreye duyarlı olduğu pek söylenemez. Ulusal basının bölgedeki temsilcilerine soruyoruz, “bildiriyoruz, yazıyoruz ama yayınlamıyorlar” diye cevap veriyorlar. Her şeyin paraya, ranta ve korkuya dayandığı şu dünyada onlar ne yapacak? İyi ki internet var. İnternette yayınlanan yazılar üzerine Nevşehir Valiliğinin harekete geçtiği duyumlarını alıyoruz. Öte yandan inşaatların pervasızca devam ettiğine gözlerimizle tanık oluyoruz.
Ve politikacılar, “Böyüroruuuz deyollar” büyüsünler ne diyelim.
Büyümek gelişmek iyi şeydir kuralları içinde.
Yeter ki çevremize dokunmasınlar, zarar verip torunlarımızın geleceği ile oynamasın muhteremler! Hüseyin Seyfi